BLOGGER TEMPLATES AND TWITTER BACKGROUNDS

17 Aralık 2010 Cuma

Merhaba Ben 2010'un Son Yazısı


Iamx'in Spit It Out şarkısını dinlerken sürekli aynı yere takılıp kalıyorum. "The past is weakness".
Geçmiş gerçekten zayıflık mı? Bana öyle geliyor bu aralar. Geçmişte bıraktığımız her ayak izinin bir şekilde yeniden evrendeki bir döngü sonucu bize geri döndüğüne inanıyorum.
Ne kadar çok affetmediğimiz insan var değil mi? Aslında biz onları değil, kendimizin o anki halini affetmiyoruz. Kendimize hata payı sunmuyoruz. Ya da kendi adıma konuşayım; ben yapmıyorum. Geçmiş onla barışamadığımız her noktada yolumuza çentikler atarak bizi zayıflatıyor.
Yeni yıldan hiçbir beklentim yok şu an. Olması gereken her şey, olması gerektikleri için oluveriyor hayatımda. Zorunluluklar dönemi yaşıyorum diyelim. Ama, şunu biliyorum ki geçen bir yılda çok şey öğrendim ve çokça hatalar da yaptım. Her geçen gün yetişkin olmayı biraz daha fazla öğreniyorum.
Ve bugün bizi biz yapan her şey kocaman dünlerin eseri. Yeni yılda hepimiz için büyük bir farkındalık ve kendimizi affedebilecek kocaman bir yürek istiyorum. Affetmediğimiz herkes ve her şeyde bizim parmağımız var. Sanırım, pastayı artık parmaklamasak iyi olacak.
İnsanoğlunun zamanı bölmesi ne kadar algısal bir şey. Şu an soyut bir şeyin sonuna yaklaştığımıza inanıyoruz. Bir yılı daha geçmiş olarak değerlendireceğiz bundan sonra.
Bugün tutmayan tüm dikişlerimizi geçmişe gülüşlere çevirmeyi becerebiliriz umarım. Biraz erken bir kapanış oldu, ama şu an yapasım geldi. İyi seneler.
Ha son olarak ; Chriss Corner doğru söylüyor: The past is weakness.
http://www.dailymotion.com/video/x3x8uc_iamx-spit-it-out-hq_music

7 Kasım 2010 Pazar

FANTAZİ


Geçen hafta bir ödevim için Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisi hakkında bir şeyler okudum. Konu dönüp dolaşıp "kendini gerçekleştirme" mevzusuna geliyordu. En çok üzerinde durulan şey buydu.
Bugün hafta içi ödevlerimi önceden yapma derdini boşverip bol bol uyudum ve alacağım kalorileri düşünmeden bol bol tatlı yedim. Şimdi bunun Maslow'la alakası ne diyeceksiniz. Aslında "kendini gerçekleştirme" den bahsedeceksek tam da bununla alakalı olduğunu söyleyebilirim.
İnsan bir fantaziler bütünüdür. Kendisi ve başkaları hakkında düşünce ve duyguları olan bizler tüm bunları bir fantaziler süzgecinden geçirerek hayatlarımıza yansıtmaktayız. Kendimiz ve başkaları hakkındaki tüm değerlendirmelerimizi geleceğe bağlıyoruz. Ya gelecekte olacağımız kişi için çabalıyoruz, ya da şimdi böyle yapıyor, ama şöyle olacak diyerek başkalarının gelecekte olacağını düşündüğümüz halerini eleştiriyoruz.
Kendini gerçekleştirme ne kadar ütopik bir söylem gibi geliyor kulağımıza değil mi? Sanki çok uzak bir geleceği anlatıyor gibi. Kafamızdaki benliği yaratmak için hep daha fazla şeyler eklememiz gerekiyor bünyemize.Tüm bunlar bilinçaltımıza taht kurmuş bir gün vücut bulacağına inandığımız o fantazik şahıs için. Kendimiz için...
Hepimiz adına üzgünüm, çünkü o fantazik adamlar ve hatunlar olabileceğimiz gün hiç gelmeyecek. Çünkü biz hep başka bir adımdan, başka şeylerden medet umuyor olacağız. Bugün neyiz diye kendimize bakmadan, hep gelecekteki kendimizle ilgili savaş verip duracağız. Hep bir yatırım hali yani. Bu yüzden toplumun güzellik anlayışına uygun olmak için benim gibi tatlı yemeyeceğiz, ya da daha fazla başarı için uykudan ve kendimizden vazgeçip kendimizi ödüllendirmeyi unutacağız. Tüm bunları yaparken de gelecekteki "o" nun hayalini kuracağız. Dedim ya insan fantaziler bütünü.
Kendimizi gerçekleştirmek için koca koca sıfatlara ihtiyacımız yoktur belki de. Belki de bugün kendimiz olmayı becerebilsek, bugün hayattan tatmin olmaya başlasak, bugün günün fantazilerini ele geçirsek kendimizi gerçekleştirmiş olabiliriz. Olamaz mıyız?

24 Eylül 2010 Cuma

Üç Nokta

Hayatımda herhangi bir sebepten ötürü bana yoğun bir duygu yaşatan her insanın ve olayın imzaları simgeler halinde vardır bu yazılarımın içinde.Belki de sırf bu yüzden yazıyorumdur.Güçlü bir duygusal hafıza için, kokularla tanımladığım dönemlerin keskin ayrımlarını unutmamak için...
Sen neden burada yoktun? Çünkü sen az önceki paragrafın sonuydun hep.Sen hep üç noktaydın...Sen yarım bırakılan bir anlamın ardındaki daha büyük anlamlardın çünkü.Hiç konuşmadan bırakılan boşlukla anlatabilirdim sadece seni.
Buraya yazılacak kadar önemli,gözümün önüne geldiğinde de bir o kadar önemsizsin benim için.Ben böyle olsun istemişim.Ben istedim diye sen şu an ordasın ve ben de buradayım.Sen istedin diye olan şey ne onu bilmiyorum.Sen beni bambaşka bir şeye hazırladığın için buraya yazılıyorsun şu an.
Ben hep akıl karıştırıyorum işte sıfatsızlığını sevdiğim.Hoşça kal.

19 Eylül 2010 Pazar

Kehanet

Bir insan ne zaman gerçekten kazanır?
Ben sürekli kaybediyorum, ama kehanetlerim kazanıyor.Ve her kayıp beni başka büyük bir kayıptan kurtarmak adına dizayn edilmiş gibi.
Başta kurduğum cümlenin aynısı sonunda başıma gelen şey oluyorsa başa mı dönüyorum yoksa çok mu mesafe almış oluyorum?
Fazla ışıltılısınız, boğdunuz.
Haydi biraz sade olalım.
Hey sen ordaki, bana en son söylediğin yalan neydi?

24 Ağustos 2010 Salı

İpotek

Çok sevildiklerinde hayatlarını tek bir adamdan ibaret yapmayı kabul edebilecek kadınların şuursuz mutluluğunun aksine karşı cins tarafından çok sevildiğimde dehşete kapılıyorum. Hele de karşı cins yoğun aşk beslemeye başlamışsa içim içimi kemiriyor, elimi kolumu koyacak yer bulamıyorum bir süre. İlk soru: Şimdi ne yapacağım? Daha önce ne kadar kontrol etmeye çalışırsam çalışayım kontrol edemedim zaten.Benim için çok sevilmek çok zarar görmekle eşit bir şey.En basit haliyle bana aşık olan her erkek bir ipotek bedeli ödetti bana. Kasti yapmadılar, belki de bir şey yapmadılar, ama hep ortada benim kendimi suçlu hissetmemi sağlayan bir şeyler vardı. Çünkü ne kadar çok şey verirlerse sosyal dünyanın genlerimize kattığı karşılıkta bulunma kuramı her zaman devreye giriyor ve benim de bir şeyler yapmam gerekiyordu.Hiçbir şey yapamadığım durumlarda diyetimi kendi kendimi yiyerek fazlasıyla ödedim sanırım.Ta ki psikoloğum gözlerimin içine bakıp "Sen bu kadar Tanrı mısın? Sence bunları hissetmelerinin sebebi sadece sen misin, bırak da o karar versin bunlara değiyor musun değmiyor musun" diyene dek.Bunun üzerine aylarca düşündüm. Ben her şeyin tek sorumlusu olacak kadar Tanrı'mıydım?
Aşkı tam tatmamış olabilirim, ama gözlemlediğim kadarı bana hep bir insanı fazla abartma haliymiş gibi geliyor. Ve biri beni abarttığında sadeliğimde uzaklaşmak istemiyorum.Sadece "ben" olabilme halim o abartının içinde erisin istemiyorum. Hem en özel olmayı isterken hem de beni abartmasınlar, çünkü bir gün uyanırlar gibi sapkın bir düşünceyle her şeyi elime yüzüme bulaştırıyorum. Tüm bunların temelinde bir gün herkes gider ve bu yüzden hiç kimseye sonsuz güvenle yaslanmamalıyım düşüncem yatıyor. Birileri gitmese de benim birilerini göndermem gerekiyor hep.Öyle ya da böyle bir kaybetme durumu sürekli söz konusu.
Evet, ben sahip olduğu şeylerle şımaran değil, sahip olduğu şeylerle dehşete kapılan kadın olmayı tercih ettim,bir gün her şey bitiyor nasıl olsa diye.Bu yüzden anı delicesine yaşamayı becerenlere oldukça imreniyorum.
Belki bir gün ben de yapabilirim...Kim bilir, belki de o kadar Tanrı değilimdir ve bu yüzden bir şey hissetmeyi ipotek altına alınmak olarak görmem bir gün...

Dipnot: Bu yazı buraya bu kadar aleni ve imasız yazılmış ilk yazımdır.İfşa ettim, evet.

13 Ağustos 2010 Cuma

Depresyongül'den Nağmeler


Melankoliden haz alan ve bunla var olup büyük laflar eden ergen ruhlar gibi değilim artık. Aksine depresif ruh halimden oldukça sıkıldım. Hiçbir şeyi yakıştıramaz oldum kendime. Her şey etrafımda onlarca hızıyla akıp dururken ben sadece toplama işlemindeki bir sıfırmışım gibi etkisiz eleman modundayım. Tonlarca rönesans yazdım buraya.Tonlarca kez her insan gibi ben de düştüm kalktım. Şimdi bu kadar büyük sebepler yokken bunca zaman biriktirdiklerim yüzümden öyle bir dibe vurdum ki çıkamıyorum.
Ne kitap okumak, ne film izlemek, ne gezmek,ne uyumak ne de uyanmak istemiyorum.Bir de herkesin maskeleri gözüme gözüme battıkça daha da bir çıkasım gelmiyor dış dünyaya. Sanki her yer yangın yeri. Herkesin sözcüklerinden, mimiklerinden akan sahtelik beni daha da delirtiyor. Hele de yakınlarımınkine hiç tahammül edemiyorum.
Mutlu insanlara anlam veremiyor ve onlara da tahammül edemiyorum. Esasen kendime tahammül edemiyorum. Bir şey isteyince olmamasına o kadar çok alıştım ki bir şey istemekten korkuyorum.
Hareket etmekten ölümüne korkuyorum! Dondum! İlerleyemiyorum hiç bir yere. Bir adım atabilecek cesarete ihtiyacım var, kaybettiğim sebepleri bulmam gerek.

5 Ağustos 2010 Perşembe

Yarış


Yarış bir başkasıyla kıyaslanarak yapılan şey midir ki illa? Herkes gizliden gizliye başkalarıyla yarıştığı için bölük pörçük karakterler yanılsamasıymış gibi geliyor bana. Bazen herkes o kadar tutkuyla yarışıyor ki benim pabuçlarım o yarışa girmeye elvermiyor. Ben hep zannetim ki ben benim pabuçlarıma sahip kişilerle yarışabilirim sadece...Ben hep zannettim ki elmayla armut kıyaslanmaz. Ve ben hep zannettim ki insanın en büyük yarışı kendiyle olmalı...
İnsanlar hunharca birbirini ezmeye çalışırken ben de hunharca kendimi eziyordum. Sağdaki, soldaki değildi derdim. Hep aynı şeyi sorup duruyordum kendime: İçinde bulunduğun şartlara göre elinden gelenin en iyisini yaptın mı? Daha iyi ne yapabilirdin? Yani Ali'yle, Veli'yle bozmadım kafayı hiç.
Sonra bir gün herkesin kafayı Ali'yle Veli'yle bozduğunu fark ettim. Ve etrafımdaki pek çok insanın da Ali, Veli yansıması olduğunu...Ve de korktum. Çünkü ben başkalarına odaklanma eziyetini bu kadar kaldırabiecek biri değildim.Kendimle uğraşmayı bırakıp tonlarca insanla uğraşmaya kalkmak zor ve komikti bana göre.
Bazen durup etrafımdakilerin anlam veremediğim yarışlarını izliyorum. İçlerinde beni özne olarak kabul edenler de var. Beni yarışılacak bir özne olarak seçenleri görünce kendime daha önce hiç bakmadığım bir gözle bakıyorum. İnsanın kendini gerçekleştirmeye çalışmaktan vazgeçip bir başkasıyla yarışmaya çalışacağı kadar matah bir özne ne ara olmuştum?
Ben hiç mi etrafıma bakmıyorum a dostlar? Bakıyorum, ben de kıskanıyorum zaman zaman. Ama o kıskandıklarımın içinde bulundukları şartlar farklı. Onlar gibi olmaya çalışırsam komiğin alası olurum.
Herkes kapısının önünü temizlese tüm sokaklar temiz olur misali herkes önce kendiyle uğraşsa insanlık ne mis olur değil mi?
Hepimize iyi yarışlar(!)