Çok sevildiklerinde hayatlarını tek bir adamdan ibaret yapmayı kabul edebilecek kadınların şuursuz mutluluğunun aksine karşı cins tarafından çok sevildiğimde dehşete kapılıyorum. Hele de karşı cins yoğun aşk beslemeye başlamışsa içim içimi kemiriyor, elimi kolumu koyacak yer bulamıyorum bir süre. İlk soru: Şimdi ne yapacağım? Daha önce ne kadar kontrol etmeye çalışırsam çalışayım kontrol edemedim zaten.Benim için çok sevilmek çok zarar görmekle eşit bir şey.En basit haliyle bana aşık olan her erkek bir ipotek bedeli ödetti bana. Kasti yapmadılar, belki de bir şey yapmadılar, ama hep ortada benim kendimi suçlu hissetmemi sağlayan bir şeyler vardı. Çünkü ne kadar çok şey verirlerse sosyal dünyanın genlerimize kattığı karşılıkta bulunma kuramı her zaman devreye giriyor ve benim de bir şeyler yapmam gerekiyordu.Hiçbir şey yapamadığım durumlarda diyetimi kendi kendimi yiyerek fazlasıyla ödedim sanırım.Ta ki psikoloğum gözlerimin içine bakıp "Sen bu kadar Tanrı mısın? Sence bunları hissetmelerinin sebebi sadece sen misin, bırak da o karar versin bunlara değiyor musun değmiyor musun" diyene dek.Bunun üzerine aylarca düşündüm. Ben her şeyin tek sorumlusu olacak kadar Tanrı'mıydım?
Aşkı tam tatmamış olabilirim, ama gözlemlediğim kadarı bana hep bir insanı fazla abartma haliymiş gibi geliyor. Ve biri beni abarttığında sadeliğimde uzaklaşmak istemiyorum.Sadece "ben" olabilme halim o abartının içinde erisin istemiyorum. Hem en özel olmayı isterken hem de beni abartmasınlar, çünkü bir gün uyanırlar gibi sapkın bir düşünceyle her şeyi elime yüzüme bulaştırıyorum. Tüm bunların temelinde bir gün herkes gider ve bu yüzden hiç kimseye sonsuz güvenle yaslanmamalıyım düşüncem yatıyor. Birileri gitmese de benim birilerini göndermem gerekiyor hep.Öyle ya da böyle bir kaybetme durumu sürekli söz konusu.
Evet, ben sahip olduğu şeylerle şımaran değil, sahip olduğu şeylerle dehşete kapılan kadın olmayı tercih ettim,bir gün her şey bitiyor nasıl olsa diye.Bu yüzden anı delicesine yaşamayı becerenlere oldukça imreniyorum.
Belki bir gün ben de yapabilirim...Kim bilir, belki de o kadar Tanrı değilimdir ve bu yüzden bir şey hissetmeyi ipotek altına alınmak olarak görmem bir gün...
Dipnot: Bu yazı buraya bu kadar aleni ve imasız yazılmış ilk yazımdır.İfşa ettim, evet.
24 Ağustos 2010 Salı
13 Ağustos 2010 Cuma
Depresyongül'den Nağmeler

Melankoliden haz alan ve bunla var olup büyük laflar eden ergen ruhlar gibi değilim artık. Aksine depresif ruh halimden oldukça sıkıldım. Hiçbir şeyi yakıştıramaz oldum kendime. Her şey etrafımda onlarca hızıyla akıp dururken ben sadece toplama işlemindeki bir sıfırmışım gibi etkisiz eleman modundayım. Tonlarca rönesans yazdım buraya.Tonlarca kez her insan gibi ben de düştüm kalktım. Şimdi bu kadar büyük sebepler yokken bunca zaman biriktirdiklerim yüzümden öyle bir dibe vurdum ki çıkamıyorum.
Ne kitap okumak, ne film izlemek, ne gezmek,ne uyumak ne de uyanmak istemiyorum.Bir de herkesin maskeleri gözüme gözüme battıkça daha da bir çıkasım gelmiyor dış dünyaya. Sanki her yer yangın yeri. Herkesin sözcüklerinden, mimiklerinden akan sahtelik beni daha da delirtiyor. Hele de yakınlarımınkine hiç tahammül edemiyorum.
Mutlu insanlara anlam veremiyor ve onlara da tahammül edemiyorum. Esasen kendime tahammül edemiyorum. Bir şey isteyince olmamasına o kadar çok alıştım ki bir şey istemekten korkuyorum.
Hareket etmekten ölümüne korkuyorum! Dondum! İlerleyemiyorum hiç bir yere. Bir adım atabilecek cesarete ihtiyacım var, kaybettiğim sebepleri bulmam gerek.
5 Ağustos 2010 Perşembe
Yarış

Yarış bir başkasıyla kıyaslanarak yapılan şey midir ki illa? Herkes gizliden gizliye başkalarıyla yarıştığı için bölük pörçük karakterler yanılsamasıymış gibi geliyor bana. Bazen herkes o kadar tutkuyla yarışıyor ki benim pabuçlarım o yarışa girmeye elvermiyor. Ben hep zannetim ki ben benim pabuçlarıma sahip kişilerle yarışabilirim sadece...Ben hep zannettim ki elmayla armut kıyaslanmaz. Ve ben hep zannettim ki insanın en büyük yarışı kendiyle olmalı...
İnsanlar hunharca birbirini ezmeye çalışırken ben de hunharca kendimi eziyordum. Sağdaki, soldaki değildi derdim. Hep aynı şeyi sorup duruyordum kendime: İçinde bulunduğun şartlara göre elinden gelenin en iyisini yaptın mı? Daha iyi ne yapabilirdin? Yani Ali'yle, Veli'yle bozmadım kafayı hiç.
Sonra bir gün herkesin kafayı Ali'yle Veli'yle bozduğunu fark ettim. Ve etrafımdaki pek çok insanın da Ali, Veli yansıması olduğunu...Ve de korktum. Çünkü ben başkalarına odaklanma eziyetini bu kadar kaldırabiecek biri değildim.Kendimle uğraşmayı bırakıp tonlarca insanla uğraşmaya kalkmak zor ve komikti bana göre.
Bazen durup etrafımdakilerin anlam veremediğim yarışlarını izliyorum. İçlerinde beni özne olarak kabul edenler de var. Beni yarışılacak bir özne olarak seçenleri görünce kendime daha önce hiç bakmadığım bir gözle bakıyorum. İnsanın kendini gerçekleştirmeye çalışmaktan vazgeçip bir başkasıyla yarışmaya çalışacağı kadar matah bir özne ne ara olmuştum?
Ben hiç mi etrafıma bakmıyorum a dostlar? Bakıyorum, ben de kıskanıyorum zaman zaman. Ama o kıskandıklarımın içinde bulundukları şartlar farklı. Onlar gibi olmaya çalışırsam komiğin alası olurum.
Herkes kapısının önünü temizlese tüm sokaklar temiz olur misali herkes önce kendiyle uğraşsa insanlık ne mis olur değil mi?
Hepimize iyi yarışlar(!)
28 Temmuz 2010 Çarşamba
Oradaki Sen Misin?

Günlük yaşantımdaki telaştan sıyrılıp odamın kapısını aralığımda gerçek Didem oluyorum ve ilk beş dakika sadece kendime kavuşmanın verdiği hazzı yaşıyorum. Sonra ya o gün yaptıklarımı beğenmediğim içine kendime, ya da olağan dünyevi şeylere kızıp gülümsememi kapı dışarı ediyorum. Böyle zamanlarda ev ahalisi gerçek ruhum bedenine geçisini tamamlayana kadar tehlike çanlarının çaldığının farkında olduğundan sessiz bir hale bürünüyor. İlk ses çıkaran annem oluyor her zaman. Klasik dünyevi soruları soruyor o da. Ama inanılmaz sıcak ve özlemiş bir tavırla soruyor.. O an onu görmek istemesem bile bir süre sonra yumuşayıveriyorum. Çünkü o bütün gününü dışarda geçiren kızını özlemiş ve evde onu beklemekte olan bir anne. Dahası kızının dışardan getirdiği gergin ruhaniyeti de anlıyor. Tıpkı kızının onun her ruh halini her zaman anladığı gibi...
İşte bu alakasız gibi duran alakalı girişi aslında hepimize şu soruyu sormak için yaptım: "Ordaki siz misiniz? " Şunları diyebilirsiniz bana: Sen deli misin be kadın, şizofren misin, ne o öyle elbise mi giyip çıkarıyorsun ; ruh değiştirmek falan, iki yüzlü müsün yoksa? Ben de tüm bunların üzerine ukalaca gülümser yeniden sorular sorarım.Oradakinin sen olduğuna nasıl emin olabiliyorsun? Gün içerisinde bombardımanı altında olduğun tonlarca mesajdan sıyrılıp yalnızca kendi kararlarını uygulayabildiğine emin misin? Nabza göre şerbet vermediğine emin misin? Tüm hayatının senin yüzünden öyle olduğunu kabul edecek kadar kendine çizdiğin yolun farkında mısın? Kaç tane masken var biliyor musun? Kaç kez sadece kendin olmayı deneyebildin?
Üzerime yapışıp kalan dengesiz, ruh hali uçlarda yaşayan hatun etiketlemelerini kabul ediyorum, ancak dengeliyim diyenler de gerçekten yaşıyor mu ki? Aret Varyantan seminerinde şöyle bir tabir kullandı: Yaşıyormuş gibi yapmak. Hepimiz bir şekilde mış gibi yapmıyor muyuz?
Tüm bunları biraz olsun anlamlandırabilmek için koşmayı bıraktım. Telaşı bıraktım. Duygularım telaşta olsa dahi dünyayı ben döndürüyormuşumcasına üzerime edindiğim saçmasapan yükleri, etiketleri bıraktım. Boş bir havuza doğru buraya doldurduklarabileceklerimin kaçı gerçekten Didem'in diye bakıp duruyorum. Kararlarının çoğunu kendi vermiş biri olmama rağmen tam olarak kendim olamamışım hala gibi geliyor. Hoş şu yaşa kadar oluşturabilecek bir benliğim olması da zordu.
Bakıyorum etrafa. Sıfat kaynıyor her yer. Herkes kendine sıfat seçip bir şeyler olma derdinde. Mesela başarılı bir ablamızı inceliyorum. Başarılı ama, kendi değil, bu böyle bir kadın değil ki diyorum içimden. Yakınen tanıdığım biri ve o sunduğu kadın değil...Ama üzerine tonlarca sıfat alabilecek kapasitesi var...Hangimizin yok ki maşallah?
Önceleri kendimle çok alay ettim. Bu arayışımın yaşsal bir şey olduğunu düşünerek güldüm kendime. Sonra şunu fark ettim ki benim bu yaşta aradığım şeyin peşine hiç düşmemiş abilerim ablalarım. Hazır sunulanı kabul edip gelen mesajlardan şuursuzca seçip sürekli bir şeymiş gibi yapmışlar. Etrafımdaki herkesin kendiyle ilgili büyük iddiaları var. Benim de çoğuyla ilgili bir iddiam var: Her şeyden bir parçasınız, ama bütün değilsiniz. Ben buyum diye tanımlayabileceğiniz, sevebileceğiniz, geliştirebileceğiniz bir benliğiniz yok. Sadece koskocaman sıfatlar bütünüsünüz. İstediğinizi sandığınız şeylerin ardından sürüklenip zaman harcayıp duruyorsunuz. Allah'ım tam bir kaos bu benim için!
40 yaşıma geldiğimde nasıl da geçti yıllar derken geçen zamana acıyor olmak istemiyorum. Ben mış gibi yapmak istemiyorum! Sindire sindire yaşamak istiyorum. Farkında olarak yaşamak istiyorum. Sürüklenmek istemiyorum...
İşte bunun için gereken şey şu an dünyamı yakıp yıkmaksa yaparım.Ve hala kendi hayatını sindirerek yaşayamamış olduğunu düşünen herkes yapmalı bunu bence. Neyse yine boyumdam büyük laflar etmiş olabilirim. Bol kendinizli günler.
18 Temmuz 2010 Pazar
Yine mi Ötekiler ?

Toplumsal cinsiyet konusu kafamı ne kadar kurcalıyorsa ötekileştirme de o denli kurcalıyor.Bir sene önce ötekilerimiz hakkında bir şeyler karalamışım buraya. Az önce okudum ve bugüne kadar yazdıklarım içinde en çok sevdiğimin o olduğuna karar verdim. Üslubu ya da süslü cümlelerinden dolayı değil. Zaten edebi yönüm var iddiasıyla yazan biri değilim. Düşünmeyi,sormayı,yazmayı konuşmayı çok seven biri olduğum için düşlerim,düşüncelerim ve hislerim boşlukta kaybolmasın diye yazıyorum.Aslında sürekli aynı konular etrafında dönüp duruyorum. Aidiyet, tamlık,mutluluk,kadınlık ve ötekiler.Yazdığım bazı şeyler bunlardan bağımsız görünse de hepsinde bunları anlamaya çalışan bir bünyenin psikolojisiyle yazılmış sorgulamalar var.
Bu girizgahı yapmamın sebebi de birazdan "ötekiler"den bahsedecek olmam.Yine aynı tatta sorularla dolmuş biri var karşınızda. Toplum çemberinin ne kadar içinde, ne kadar dışındayım, sosyal onaylanma hayatımda nasıl bir yer kaplıyor anlamaya çalışıp duruyorum.
Sosyal bir varlık olan insan -bu sıfata hastayım (!)- ne kadar büyürse büyürsün içinde hep bir onaylanma ihtiyacı taşıyor. En toplumdan bağımsız gibi görünen kişilerin yakın arkadaşları da kendi gibi kişilerdir baktığınızda.Kendi gibi ötekileştirme yaparak onu onaylayan kişiler...
Benim için de geçerli bu. Farklı dünyalardan pek çok arkadaşım olsa da dostum dediğim kişi hayata benim gibi bakan ve benle aynı ötekileştirmeleri yapan kişi. Yani bizim için kaka kişiler, düzgün kişiler aynıdır.
Bugün babama bir şeyler anlatırken beynimde bir anda bir ampül yandı ve işte o an kendime çok kızdım. Herkesi insan olarak görüp içinde bulunduğu koşullarla değerlendirmek için çaba sarf eden ben, aleni şekilde ötekileştirme yapıyordum! Giyinmeyi bilmeyen biri (kime göre, neye göre bilmiyor tabii...), koluna kınayla küskün yazan bizim kültürümüze adapte olamamış, ama olmayan çalışan biri bizim için komik olabiliyordu. Kolundaki o feyk dövmeyle dalga geçebiliyorduk aklımıza her estiğinde. Çünkü "biz"e göre komikti. O "öteki" idi...
İnsanları aşağılamak ne haddime haşa!!!! Ama hepimiz yapıyoruz bunu. Festivallerde bir türbanlı gördüğümüzde oha bunun ne işi var burda demiyor muyuz? Hepimiz "apaçi" olarak gördüğümüz, şehire ayak uyduramamış, kendini eğitememiş insanların komik halleriyle facebook'ta eğlenmiyor muyuz?
Ve birileri de bizle eğleniyor olabilir. Türbanlı biri için benim piercinglerim, saç rengim de "norm"al olamayabilir mesela. Bu durumda "norm" al olan ne peki? Kendi varlığımızın, kendi değerlerimizin dışında olanları da kolaylıkla kabul etmeyi nasıl becerebiliriz? Bir yere ait olmak için birilerinin ötekisi mi olmak zorundayız?
Sadece "insan" olaran nitelendirileceğim ve benim de insanları yalnızca "insan"lıklarıyla değerlendirmeyi başarabildiğim bir dünya istiyorum. Dünki .ok olan halimle üzerime vazife olmadan bu kadar sosyolog,psikolog ve değerli akademisyen varken sosyal konulara çözüm üretebilecek değilim, ama soruyorum işte.Aklımı kurcalıyor arkadaşım! Hepimize soruyorum.O zaman biz içindeki ben ne ve biz nereye aidiz? Ötekiler olmak zorunda mı?
Kıssadan hisse hepimiz "öteki"yiz.
11 Temmuz 2010 Pazar
Korkmaktan Korkmak!
Şimdi en çok korkularımdan korkuyorum...Uyandım. Beni dibe iten, yolumu kesen pisleşmiş, iliklerime işlemiş korku dolu düşlerimi,söylemlerimi görebiliyorum.
Peki ya şimdi ne olacak? Düşüncelerimle düşman mı olacağım? Oysaki 20 yıllık öğretilerin, hislerin, şemaların sonuçları onlar.
Farkındalık ve istek varsa çözüm bulunur elbet.Ama zormuş korkmaktan kormak. Eyvah yine korktum, pis düşüncem fırladı diyerek şapşal bir surat ifadesiyle pislikleri süpürmeye çalışmak kolay olamaz ki. Yine de kendimle ilgili en net bildiğim şey tamamıyla bir zıtlıklar kombinasyonu olduğumdur. Tüm düşünce ve duyguların zıt halleri bende mevcut.
Gergin dolu bir günü müzikle sakinleşerek atlatmış biri olarak bu kadar saçmalayabildim.Saçmalama hakkımı kullanmaya devam edeceğim.
Peki ya şimdi ne olacak? Düşüncelerimle düşman mı olacağım? Oysaki 20 yıllık öğretilerin, hislerin, şemaların sonuçları onlar.
Farkındalık ve istek varsa çözüm bulunur elbet.Ama zormuş korkmaktan kormak. Eyvah yine korktum, pis düşüncem fırladı diyerek şapşal bir surat ifadesiyle pislikleri süpürmeye çalışmak kolay olamaz ki. Yine de kendimle ilgili en net bildiğim şey tamamıyla bir zıtlıklar kombinasyonu olduğumdur. Tüm düşünce ve duyguların zıt halleri bende mevcut.
Gergin dolu bir günü müzikle sakinleşerek atlatmış biri olarak bu kadar saçmalayabildim.Saçmalama hakkımı kullanmaya devam edeceğim.
7 Temmuz 2010 Çarşamba
Arınma

Her şeyden arınabilmek için önce kendimden arınmam gerektiğini keşfettim. Pis,olumsuz düşünceler hayatımı baltalayıp duruyormuş. Ve ben uzun zamandır daha içten gülümseyerek ve daha objektif düşünerek pas tutmuş düşüncelerimle savaşmaya çalışıyorum. Garip bir auram oldu.Sadece ben değil, çevremdeki kişi ve olaylar da değişmeye başladı sanki.Tüm bunlar sadece aynaya inanılmaz bir gülümsemeyle baktığım, herkesi,geçmişimi ve kendimi affetmeye çalıştığım, olumsuzluğa kapıldığımda hızla o noktadan uzaklaşmaya çalıştığım için mi oluyor bilmiyorum. Mutsuzum dediğimde mutsuzluklarımı aşamadım zaten. Artık iyiyim diyerek meydan okumaya çalışıyorum kötü olan şeylere.Değiştiremediklerimi de kabullenmeye çalışıyorum.
Arınmak kolay mı? Hayır. İnsanın düşünceleri hayatı ve kaderi oluyormuş gerçekten. Kötü olanları kabul etmek ve onları yarı yolda bırakıp ilerlemek kolay değil. Ama denemeye değer. Sadece ben olduğum için kendimi sevebiliyorsam şu an, değer gerçekten. Daha pek çok güzelliği kendim için yaratabilmeyi umut ediyorum.
Hepimizin en iyi dostu da en iyi düşmanı da kendimiziz sanırım. Kendilerini bulunduğu noktaya fark etmeden sabitlemiş olanlar, kendisine dair farkındalığı olmayanlar ve yeniye kapalı olanlar kendilerine en büyük kötülüğü yapıyor olabilir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)