"Çatışmaların ortasında sevimli bir çocuk yüzüydüm sadece"
Yılmaz Erdoğan bu dizeyi beni görmüş de yazmış diye düşünüyorum yıllardır.
Sardım
Sarmaladım
Sarstım
Ağladım
İkna ettim
Engelledim
Ben hep kontrol ettim
O göz yaşlarından kocaman dirayetli bir kadın yaratmak gerekiyormuş, ama o kadın aynı zamanda çocuksu yüzünü her aynaya baktığında görecekmiş...
31 Ocak 2011 Pazartesi
6 Ocak 2011 Perşembe
"BASİT"

Kendimi bulma çılgınlığım kendimi kaybetmeme sebep olmuş olabilir mi? Yaklaşık bir iki haftadır her gülümseyen insana şuursuzca mutlu musun ve kendinden memnun musun diye sormaktayım.
Birileri sürekli saldırıyor sağdan soldan sanki. Kendin olma der gibi bakıyor herkes. Herkes beğendiği bir parçamı çalıp geri kalanı sanki bir paçavraymışçasına kaçıyor. En değerlim alınırsa elimde kalanın bir paçavra olması anormal değil halbuki.
Baktığım yön alev almaya başlıyor.
Başaramadım "basit" olmayı. İçsel savaşlarıma yenildim. Oysaki kurallar belliydi. Düzen belliydi. Sen vardın. Varsın. Belliydi istediğin.
Belki de kötü değildi basit olmak. Yalın olmanın verdiği hazzı bilemedim ben.
Kimse beni terk etmeden ben kendimi terk ettim.
Benim yeni rüyalara ihtiyacım var.
Buraya nerden mi geldik? http://www.youtube.com/watch?v=CGCABDnt02s Bunu dinliyordum da. Simple girl bile olamayaşıma üzüldüm. Bana yakışan bir basitlik bile yok. Komik bence. Neyse yarın olsun da gülelim kandırıkçı dünyamızda. İş güç çok.
Bir Fenomen Olarak Teselli Sözcüğü "Takma"

Normalde ben de her yazı yazan kişi gibi önce yazıyı yazar ve en son başlığı belirlerim. Ancak bu sefer öyle olmadı. Dün gece yatakta bir sağa bir sola kıvranıp dururken birden bu başlık bir ampül şeklinde beynimde yanıverdi.
Son zamanlarda takma diyen kişilere taktım sanırım. Şu cümleyi çok duyar oldum bu ara " Neye üzüldün bilmiyorum, ama takma"
Neye üzüldüğümü bilmiyorsan, takılmayacak bir şey olduğunu nereden biliyorsun demek istiyorum bana bu cümleyi kuranlara. Ayrıca herkesin "takma eşiği" de farklıdır. Benim taktığım bir şeyi bir başkası takmaya değer bulmak zorunda mı?
"Annem hasta"
"Takma"
Yakınlarım yine kazık attı
"Takma"
Sevgilimden ayrıldım
"Takma"
Peki, tüm bunları takmayalım da. Ben sizler neleri takıyorsunuz merak etmekteyim. Birbirimizi duyarsız olmaya neden teşvik ediyoruz? "Takma" demek yerine, "takılacak bir şey var madem takarken yalnız olmadığını bil" mesajı verilse teselli olarak çok daha anlamlı ve kuvvetli olmaz mıydı? Duygularımızı yok saymak yerine onlarla baş etmeyi öğrenmek daha güzel bir çözüm olmaz mı?
Yavaş yavaş şu noktaya geliyoruz: Hakkımızı yesinler takmayalım, insanları kırıp geçelim takmayalım, ideallerimizi takmayalım, çevreymiş, insan haklarıymış, siyasetmiş hele bunları hiç takmayalım.
Peki neyi takalım a dostlar?
3 Ocak 2011 Pazartesi
Belirli Günler Ve Haftalar Kitabı Sayfa 123: DÜNYAYI SİKTİR ETME GÜNÜ

Nefes almak irade dışı bir eylemimiz olduğundan otomatik olarak nefes alıp nefes almadığımızın farkına bile varmıyoruz.Bu fizyolojik kısımı. Bir de psikolojik yani manevi kısımı var nefes almanın.
Bugün belki de birilerine çok kızgın, birilerine kırgınsınız. Belki bugün yetiştirmeniz gereken işlerden dolayı sürekli dert yanıyorsunuz. Belki paranız, belki dostunuz, belki de sevgiliniz yok. Kısacası siz çok sevgili kompleks dünyevi sistemimizin "huzursuz" bir parçacığısınız. Eyvah yoksa siz nefes almıyor musunuz?
Galiba çoğumuz manen nefes alamıyoruz. Kendimizle olan iletişimimizi kopardığımız için makineleşmiş, karmaşık hatta çok affedersiniz ama saçmasapan yaratıklara dönüşüyoruz.
Bana göre tek çabası kendini bulmak olması gereken biz insanlar her gün biraz daha kendimizi kaybediyoruz. Siz nefes alamadığınız sürece yetişecek işlerin kalitesi, ilişkilerinizi kotardığınız insanların sayısı hiçbir zaman istenen seviyede olamayacak aslında.
Final dönemi kapıda olan bir öğrenci ve bir kaç saat sonra oyun provasında olacak biri olarak bugünü "dünyayı siktir etme günü" ilan ettim kendime.Günlerdir anlamsızca koşuşturup bir şeyler yetiştirmeye çalışırken ve aslında manen çökmüşken çıkana kadar ders yapayım aman demenin bana hiçbir faydası olamayacağını fark ettim. Bazen klişeler işe yarar. O yüzden ara sıra "bu hayatta benden daha değerli ne var lan klişesini" uygulamak gerekiyor.
İçimdeki mız mız kızın toparlanıp her şeye hazır olması için önce nefes alabilmesi gerekir. Bugün gel bakalım küçük kız dedim kendime, kahve içersen kararırsın ama olsun, al kahveni aç müziğini otur yanıma bakalım. Sordum ona şimdi ne istiyorsun diye. Planları nelermiş öğrendim. Uzun uzun dinledim içimdeki küçük kızı. Kime, neye kızmış anladım . Anlatıp rahatlama aşamasını anlatınca yüzü bir berraklaştı. Baktım ki küçük kızın sevilmeye ihtiyacı var, onu aynanın karşısına götürdüm ve sevilecek neleri varsa bir bir anlattım ona o kendine bakarken. Unutmuş kendi güzelliklerini.
Sizin de kendinizle ilgili unuttuğunuz pek çok güzellik yok mu? Bırakın kızdıklarınız, kırıldıklarınız, yetiştiremedikleriniz ve yetişemedikleriniz biraz kenarda dursun. Aynı anda herkesi mutlu etmeye çalışırken kendini mutlu edemeyen insanlardansınız ara sıra zamanı dondurmanızı öneririm. Bir baksanız içinize, tonlarca kadın ve adam çıkacak sizden sizin bile tanımadğınız.
Bugün vakit bulabilenler "Dünyayı Siktir Etme Günü" nü benimle kutlayabilirler. Dünyayı Siktir Etme Günü'nüzün hayırlara vesile olmasını temenni eder büyüklerimin ellerinden küçüklerimin gözlerinden öperim.
Ha bir de hediyem var bugün için sizlere: http://il.youtube.com/watch?v=5bmcWngboiw&feature=related
Her Şey "Sen"sin

İnanmazsın belki, ama senin gibi birileri daha var bir yerlerde. Farklı olmanın verdiği telaşla karışık endişe, sevinçle karışık burukluk eninde sonunda benzerlerini bulmana yarıyor. Tamam, kimse tam olarak senin gibi olamaz. Ama bir düşün ki bugün yakınında olan kişiler en azından bir kaç özelliği sana benzeyebildiği için seninle değiller mi? İstediğin kadar farklılıklara açık olma zırvasında bulun; senin de senden bir şeyler taşıdığına ve bu yüzden seni anlayabileceğine inandığın birilerine ihtiyacın var. Güvende olabilmek için evrende sana benzer birileri olması gerek. Bazen onları sana benzeyen yerlerini sevmediğin için kendini suçlar gibi suçluyorsun ya da sana benzeyemedikleri için kızıyorsun onlara. Galiba her koşulda suçlanacak birileri var... Belki de her koşulda suçlayabildiğin bir "sen" var. Suçladığın her şey senden bir parça taşıyor. Herkesin hayatı aslında kendi dünyasının etrafında döner. Seninki de sen ve görebildiklerinden ibaret. Aslında yaşadığın sürece her şey sadece "sen"sin.
17 Aralık 2010 Cuma
Merhaba Ben 2010'un Son Yazısı

Iamx'in Spit It Out şarkısını dinlerken sürekli aynı yere takılıp kalıyorum. "The past is weakness".
Geçmiş gerçekten zayıflık mı? Bana öyle geliyor bu aralar. Geçmişte bıraktığımız her ayak izinin bir şekilde yeniden evrendeki bir döngü sonucu bize geri döndüğüne inanıyorum.
Ne kadar çok affetmediğimiz insan var değil mi? Aslında biz onları değil, kendimizin o anki halini affetmiyoruz. Kendimize hata payı sunmuyoruz. Ya da kendi adıma konuşayım; ben yapmıyorum. Geçmiş onla barışamadığımız her noktada yolumuza çentikler atarak bizi zayıflatıyor.
Yeni yıldan hiçbir beklentim yok şu an. Olması gereken her şey, olması gerektikleri için oluveriyor hayatımda. Zorunluluklar dönemi yaşıyorum diyelim. Ama, şunu biliyorum ki geçen bir yılda çok şey öğrendim ve çokça hatalar da yaptım. Her geçen gün yetişkin olmayı biraz daha fazla öğreniyorum.
Ve bugün bizi biz yapan her şey kocaman dünlerin eseri. Yeni yılda hepimiz için büyük bir farkındalık ve kendimizi affedebilecek kocaman bir yürek istiyorum. Affetmediğimiz herkes ve her şeyde bizim parmağımız var. Sanırım, pastayı artık parmaklamasak iyi olacak.
İnsanoğlunun zamanı bölmesi ne kadar algısal bir şey. Şu an soyut bir şeyin sonuna yaklaştığımıza inanıyoruz. Bir yılı daha geçmiş olarak değerlendireceğiz bundan sonra.
Bugün tutmayan tüm dikişlerimizi geçmişe gülüşlere çevirmeyi becerebiliriz umarım. Biraz erken bir kapanış oldu, ama şu an yapasım geldi. İyi seneler.
Ha son olarak ; Chriss Corner doğru söylüyor: The past is weakness.
http://www.dailymotion.com/video/x3x8uc_iamx-spit-it-out-hq_music
7 Kasım 2010 Pazar
FANTAZİ

Geçen hafta bir ödevim için Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisi hakkında bir şeyler okudum. Konu dönüp dolaşıp "kendini gerçekleştirme" mevzusuna geliyordu. En çok üzerinde durulan şey buydu.
Bugün hafta içi ödevlerimi önceden yapma derdini boşverip bol bol uyudum ve alacağım kalorileri düşünmeden bol bol tatlı yedim. Şimdi bunun Maslow'la alakası ne diyeceksiniz. Aslında "kendini gerçekleştirme" den bahsedeceksek tam da bununla alakalı olduğunu söyleyebilirim.
İnsan bir fantaziler bütünüdür. Kendisi ve başkaları hakkında düşünce ve duyguları olan bizler tüm bunları bir fantaziler süzgecinden geçirerek hayatlarımıza yansıtmaktayız. Kendimiz ve başkaları hakkındaki tüm değerlendirmelerimizi geleceğe bağlıyoruz. Ya gelecekte olacağımız kişi için çabalıyoruz, ya da şimdi böyle yapıyor, ama şöyle olacak diyerek başkalarının gelecekte olacağını düşündüğümüz halerini eleştiriyoruz.
Kendini gerçekleştirme ne kadar ütopik bir söylem gibi geliyor kulağımıza değil mi? Sanki çok uzak bir geleceği anlatıyor gibi. Kafamızdaki benliği yaratmak için hep daha fazla şeyler eklememiz gerekiyor bünyemize.Tüm bunlar bilinçaltımıza taht kurmuş bir gün vücut bulacağına inandığımız o fantazik şahıs için. Kendimiz için...
Hepimiz adına üzgünüm, çünkü o fantazik adamlar ve hatunlar olabileceğimiz gün hiç gelmeyecek. Çünkü biz hep başka bir adımdan, başka şeylerden medet umuyor olacağız. Bugün neyiz diye kendimize bakmadan, hep gelecekteki kendimizle ilgili savaş verip duracağız. Hep bir yatırım hali yani. Bu yüzden toplumun güzellik anlayışına uygun olmak için benim gibi tatlı yemeyeceğiz, ya da daha fazla başarı için uykudan ve kendimizden vazgeçip kendimizi ödüllendirmeyi unutacağız. Tüm bunları yaparken de gelecekteki "o" nun hayalini kuracağız. Dedim ya insan fantaziler bütünü.
Kendimizi gerçekleştirmek için koca koca sıfatlara ihtiyacımız yoktur belki de. Belki de bugün kendimiz olmayı becerebilsek, bugün hayattan tatmin olmaya başlasak, bugün günün fantazilerini ele geçirsek kendimizi gerçekleştirmiş olabiliriz. Olamaz mıyız?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)