Kaç kez kesinlikle yapmam dediğimiz şeyleri yapmadık ki?
İnsan en çok, sözü kendine geçirmeye çalışırken zorlanıyor aslında. Geçiremediği zamanlarda da sonuç iyiyse üzerinde durmuyor; ama kötü ise pişmanlık zulmüne bırakıyor kendini...
"Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir" demiş Herakleitos. Ne de doğru söylemiş! Değişiyiorum, sınırlarım değişiyor. Başkalaşıyorum günden güne, özü temiz belki hala bir yanı o küçük kız çocuğu, ama olayları bakışı farklı. Artık kirli olma anlayışı bile farklı...
Büyük bir değişimin ortasındayım yine şimdi. Nerden geldi bu adama böylesine uzanacak cesaret ? Tanrı, bu yıl bunca istenmeyen adamı bu adamı istediğimi anlamak için mi çıkardı karşıma?...Yürüyorum ben, durmak için geç artık. Düşüp de dizlerimi kanatırsam yanımda beni saracak insanlar var biliyorum bunu. Bu yüzden gidiyorum. Ayaklarım yerden kesildikten sonra yere geri dönüşüm çok mu sancılı olur bilemiyorum; ama güzel şeyler bu kadar sancıya değer sanırım. Zaten onca sancıydı beni ben yapan...Şimdi biraz gülümseme zamanı... Bu sefer değişken mutsuzluk olsun ve yerine kocaman bir mutlulğa kollarımı açayım...Gülümseme zamanı şimdi...
19 Temmuz 2009 Pazar
11 Temmuz 2009 Cumartesi
Kara Delik
Ruhum çok yoruldu. Nasıl isterdim dingim bir liman bulmayı. Oysa hayatımın her alanı cehennem yeri olmuş yine.Cehennemin ortasında ruhumdaki bulantı ile günahlarımdan arınır gibiyim adeta. Bu dünyaya ait tüm nefsani pisliklerimi bu dünyada kusuyorum sanki...
Karamsar gibi görünsem de mutlu olabileceğimi düşündüğüm her deliğe şuursuzca atlıyorum aslında. Sonra o delikte debelenip sıkışıp kalıyorum. Gerçekten çıkmamı gerektirecek nokta da kurtulmayı beceriyorum; ama nedense ilk önce sonuna kadar savaş veriyorum o delikteki bir yaşama ait olabilmek için. Ne zaman ki yaşamsal fonksiyonlarım duruyor, o zaman tırnaklarımla yırtıp çıkabiliyorum o delikten.Kim bilir kaç olaya, kaç kişiye ait kara deliklerim var. Sürekli artıyorlar...
Hep bir son raddem var...Belli etmediğim sonlarım var kimi zaman geleceği önceden tahmin edilemeyen. Son nefesimi, son yaşamsal fonksiyon problemimi ne zaman yaşarım belli olmuyor. Sabrı ve dirayeti köpük köpük taşan biriyim ben...
Karamsar gibi görünsem de mutlu olabileceğimi düşündüğüm her deliğe şuursuzca atlıyorum aslında. Sonra o delikte debelenip sıkışıp kalıyorum. Gerçekten çıkmamı gerektirecek nokta da kurtulmayı beceriyorum; ama nedense ilk önce sonuna kadar savaş veriyorum o delikteki bir yaşama ait olabilmek için. Ne zaman ki yaşamsal fonksiyonlarım duruyor, o zaman tırnaklarımla yırtıp çıkabiliyorum o delikten.Kim bilir kaç olaya, kaç kişiye ait kara deliklerim var. Sürekli artıyorlar...
Hep bir son raddem var...Belli etmediğim sonlarım var kimi zaman geleceği önceden tahmin edilemeyen. Son nefesimi, son yaşamsal fonksiyon problemimi ne zaman yaşarım belli olmuyor. Sabrı ve dirayeti köpük köpük taşan biriyim ben...
6 Temmuz 2009 Pazartesi
Belirsizliğim
Yine içimdeki umut kırıntılarını kuşlar alıp götürdü biraz önce. Bu yılın bir klasiği olarak bir kez daha elimi attığım bir şey kurudu.
Tanrı'm ne çılgınca bir şey sürekli aramamak ve bulamamak... Sürekli çabalamak ve başa dönmek, sürekli çıkmaz yollarda bir başına kalmak...Olan yine kendine oluyor. Yine canın yanınca BEN oluyorsun, yine suçlanınca SEN oluyorsun..
Zaten söylemekten çekinirken isteklerimi, bu kadar zor fısıldamaya çalışırken kalbimdekileri bir de duymazdan gelindiğini görmek ne acı...
Hep derim belirsizlik en nefret ettiğim şeydir hayatta. Ama hiç bitmez belirsizlik çukurunda debelenmelerim. Bu sefer belirsiz bir yoldayım... Sıfatsızım, yalnızım ve çoğu zaman hiçim. Ama hala burdayım. Neden?
Böylesine kötü bitecekse, biterken kara kelimeler dökülecekse ağzından, her defasına bu kadar keskin senler ve benler olacaksa ben niye hala burdayım Tanrı'm? Basit bir masal kahramını olup da yeri geldiğinde masal dışına şutlanması ihtimal bir süblimleşmiş yaratık mı olacağım?
Peki ya BEN?
Onu bırak da Tanrı'm yine benim gurur yerlerim ağrıyor. Ağrı kesicilerle uyuşuyor bir an için ama sonrasında öyle bir darbe alıyor ki sancımaya başlıyor. Söylesene ne zaman öleceğiz BİZ?
Öldürmeyeceksen süründürme, bari seratonin dolu haplarım olsun ve huzurlu, mutlu olayım...
Hadi ama, bu kadar belirsiz olmasın...
Tanrı'm ne çılgınca bir şey sürekli aramamak ve bulamamak... Sürekli çabalamak ve başa dönmek, sürekli çıkmaz yollarda bir başına kalmak...Olan yine kendine oluyor. Yine canın yanınca BEN oluyorsun, yine suçlanınca SEN oluyorsun..
Zaten söylemekten çekinirken isteklerimi, bu kadar zor fısıldamaya çalışırken kalbimdekileri bir de duymazdan gelindiğini görmek ne acı...
Hep derim belirsizlik en nefret ettiğim şeydir hayatta. Ama hiç bitmez belirsizlik çukurunda debelenmelerim. Bu sefer belirsiz bir yoldayım... Sıfatsızım, yalnızım ve çoğu zaman hiçim. Ama hala burdayım. Neden?
Böylesine kötü bitecekse, biterken kara kelimeler dökülecekse ağzından, her defasına bu kadar keskin senler ve benler olacaksa ben niye hala burdayım Tanrı'm? Basit bir masal kahramını olup da yeri geldiğinde masal dışına şutlanması ihtimal bir süblimleşmiş yaratık mı olacağım?
Peki ya BEN?
Onu bırak da Tanrı'm yine benim gurur yerlerim ağrıyor. Ağrı kesicilerle uyuşuyor bir an için ama sonrasında öyle bir darbe alıyor ki sancımaya başlıyor. Söylesene ne zaman öleceğiz BİZ?
Öldürmeyeceksen süründürme, bari seratonin dolu haplarım olsun ve huzurlu, mutlu olayım...
Hadi ama, bu kadar belirsiz olmasın...
5 Temmuz 2009 Pazar
Farkındalık Fıtratı
Hayatta kendimi donanımlı hissedeceğim bir yaş yok sanırım..
19 oldum. Bazınıza göre çok genç, bazısına göre büyümüş biriyim. 19 yıllık bir toyum aslında...Ve de başta söylediğim gibi kendimi bu hayata karşı donanımlı hissedebileceğim bir yaş dilimi olamayacağını düşünüyorum. Değişen her dönem kendi içindeki kuralları ve savaşları, kendi içindeki dengeyi getiriyor. Dengede kalmayı, sarhoş olup da düz yürümeyi becerebilmek hayat... Farkındalıkla yaşayabilmek aslında hayatı yaşanır kılmanın ilk şartı.
Bırakın dünyayı anlamayı becermeyi insanoğlunun kendini, kendi gerçeğini kavrayabilmesi bile kaç yıllık bir hayatta tamamlanabilir ki.... Bazılarımızın farkındalığı yok ve olmayacak. Herkes boyunun ölçüsüne göre yaşar. Bazılarının fıtratı yani programı farkındalıkla dolu değil...
19 oldum. Bazınıza göre çok genç, bazısına göre büyümüş biriyim. 19 yıllık bir toyum aslında...Ve de başta söylediğim gibi kendimi bu hayata karşı donanımlı hissedebileceğim bir yaş dilimi olamayacağını düşünüyorum. Değişen her dönem kendi içindeki kuralları ve savaşları, kendi içindeki dengeyi getiriyor. Dengede kalmayı, sarhoş olup da düz yürümeyi becerebilmek hayat... Farkındalıkla yaşayabilmek aslında hayatı yaşanır kılmanın ilk şartı.
Bırakın dünyayı anlamayı becermeyi insanoğlunun kendini, kendi gerçeğini kavrayabilmesi bile kaç yıllık bir hayatta tamamlanabilir ki.... Bazılarımızın farkındalığı yok ve olmayacak. Herkes boyunun ölçüsüne göre yaşar. Bazılarının fıtratı yani programı farkındalıkla dolu değil...
28 Haziran 2009 Pazar
Entariler
Başlangıç noktasına ne kadar sık dönüyorum... Onca yol katemiş olsam da özümde savaştığım şeyler sürekli bir yerlerden karşıma çıkıyor. Sürekli yamaladığım süslü entarilerim dikiş tutmuyor ve tam oturmuyor da bedenime.Sanırım bunun olması için önce o entarileri ve sonra da o bedenimi sewmem gerek.
Ne kadar iyi bir maskem var egoma dair. Tüm savunma mekanizmalarımı kullanarak büründüğüm o kendimi beğenmiş halden öylesine uzağım ki aslında...Yine de yavan bir duruşu yok o maskelerin. Çünkü aslında "oynadığının yarısı da sensin".
Yine de devam ediyorum yoluma ve ışığı görene dek sürecek bu...
Ne kadar iyi bir maskem var egoma dair. Tüm savunma mekanizmalarımı kullanarak büründüğüm o kendimi beğenmiş halden öylesine uzağım ki aslında...Yine de yavan bir duruşu yok o maskelerin. Çünkü aslında "oynadığının yarısı da sensin".
Yine de devam ediyorum yoluma ve ışığı görene dek sürecek bu...
27 Haziran 2009 Cumartesi
Ötekiler
Ben ve benim dışımda kalan yani "ötekiler" olan her şeyle bir savaşım bütünü hayat.
Ötekilere bakarak ne olduğumuzu ya da olmadığımızı görüyoruz.
Ötekiler aynamız,
Ötekiler, kendi benliklerini düşünen ve ötekileri olanlar...
Ötekiler, beklentilerimize yanıt verenler ya da vermeyenler
Ötekiler, var olmamız için var olması şart olan piyonlar...
Ötekiler, bizim dışımızdan oldukları için kontrol edemediklerimiz,
"Ötekiler" olmasını istediğimiz gibi olamayacaklar hiç belki de. Ötekiler hayal kırıklıklarımız, sanrılarımız, savunmalarımız, suçlamalarız, sebeplerimiz, sonuçlarımız...
Ötekiler öteki olup da kendimizi özel zannetmemizi, tekmişiz hissine kapılmamızı sağlayanlar
Bizler ötekiyiz...
Ötekiler sisteminin seçilmiş kurbanlarıyız biz Tanrı sistemi için var olması gereken...
Ötekilere bakarak ne olduğumuzu ya da olmadığımızı görüyoruz.
Ötekiler aynamız,
Ötekiler, kendi benliklerini düşünen ve ötekileri olanlar...
Ötekiler, beklentilerimize yanıt verenler ya da vermeyenler
Ötekiler, var olmamız için var olması şart olan piyonlar...
Ötekiler, bizim dışımızdan oldukları için kontrol edemediklerimiz,
"Ötekiler" olmasını istediğimiz gibi olamayacaklar hiç belki de. Ötekiler hayal kırıklıklarımız, sanrılarımız, savunmalarımız, suçlamalarız, sebeplerimiz, sonuçlarımız...
Ötekiler öteki olup da kendimizi özel zannetmemizi, tekmişiz hissine kapılmamızı sağlayanlar
Bizler ötekiyiz...
Ötekiler sisteminin seçilmiş kurbanlarıyız biz Tanrı sistemi için var olması gereken...
20 Haziran 2009 Cumartesi
Sürreal Benlik
Olduğum gibi olabilecek kadar bir şey olamıyorum!
Zıtlıkların ahenkli kargaşasayım ben, sonu gelmez sürrealist bir çıkarımım. Her an olduğu gibi yansıyacak, ama hiçbir anı bir ötekine bağlanamayacak harf dizilimiyim. Kelime bütünselliğne katılamayacak kadar ifadesizim. Tek yaptığım iyi şey ifadesizliğimi iyi ifade edebilmek.
Ya da bunların hepsi birer küçük savunma mekanizması oyunları.Olup bitenin o kadar farkındayım ki bilinç altımla oyunlar oynuyorum...
Bu ruhsal otomatizmimi sürreale bağlayabiliyorum ancak ya da gerçekten sürreal ne onu bile bilmiyorum...
Zıtlıkların ahenkli kargaşasayım ben, sonu gelmez sürrealist bir çıkarımım. Her an olduğu gibi yansıyacak, ama hiçbir anı bir ötekine bağlanamayacak harf dizilimiyim. Kelime bütünselliğne katılamayacak kadar ifadesizim. Tek yaptığım iyi şey ifadesizliğimi iyi ifade edebilmek.
Ya da bunların hepsi birer küçük savunma mekanizması oyunları.Olup bitenin o kadar farkındayım ki bilinç altımla oyunlar oynuyorum...
Bu ruhsal otomatizmimi sürreale bağlayabiliyorum ancak ya da gerçekten sürreal ne onu bile bilmiyorum...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)